Canan Kaftancıoğlu; “Halkın demokratik tepkisi, gelecekte yaşanabilir bir ülke getirecek“

20 Haziran 2013 Perşembe 00:43

Toplumsal Bellek Platformu Kurucusu Canan Kaftancıoğlu, Gezi Parkı olayında halkın gösterdiği demokratik tepkinin sonunda, Türkiye'nin daha yaşanılabilir bir ülke haline geleceğine inandığını vurguladı. Bilimsel ve Sosyal alanda yüze yakın makalesi bulunan Kaftancıoğlu'yla son günlerde Türkiye'nin gündemini oluşturan konular çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz röportajı aşağıda sunuyoruz ;

Canan Kaftancıoğlu;  “Halkın demokratik tepkisi, gelecekte yaşanabilir bir ülke getirecek“
banner260
Canan Kaftancıoğlu'nu tanıyabilir miyiz?

Kaftancıoğlu:
1972 Ordu doğumluyum. İlk, Orta ve Lise eğitimimi Ordu'da tamamladım. 1995 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun oldum. Sivas Suşehiri Devlet Hastahanesi'nde hekim olarak çalıştım. 1997 yılında Adli Tıp ihtisasını kazandım. "İşkence Olgularının Adli Tıbbi Değerlendirilmesi" isimli tezimi yazarak ihtisasını tamamladım. Öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli dernek ve demokratik kitle örgütlerinde görev aldım. Bazı oluşumların kurulmasında önayak oldum. Yakın tarihimizde yaşanan faili meçhul bırakılmış cinayetlere dikkat çeken "Benim Babam Bir Kahramandı" isimli bir derleme kitabı, Bilimsel ve Sosyal alanlarda yüze yakın yaynlanmış makalelerim var.
Motorsiklet kullanmak ve seyahat etmekten hoşlanırım. Halen özel bir sağlık kuruluşunda Genel Koordinatör olarak çalışmaktayım. Evli ve bir kız çocuğu annesiyim.

Eylemciler GeziPark'ı eylemlerine neden katılıyor?


Kaftancıoğlu:Eylemcilerin Gezi Parkı eylemlerine katılmasının birçok nedeni var aslında. Bildiğiniz gibi eylemler Gezi Parkı'ndaki 5 ağacın sabaha karşı kesilmesi ile başlamıştı. O sabah orada olan 15-20 kişi ağaçların kesilmesini protesto etmek ve bunu engellemek için oraya gitmiştik. Gezi Parkı özelinde yapılmış olan aslında hukuksuzluğa karşı çıkmaktı. Ancak ilerleyen süreçte özgürlük mücadelesi amacıyla insanların akın akın oraya gelmesine yol açıldı. Yaşadığı her türlü hukuksuzluktan mağdur olan soluğu Gezi Parkı'nda aldı.

Gezi Parkı ve yurdun dört bir yanı ayağa kalkmış nereye gidiyoruz?


Kaftancıoğlu:
Evet yurdun dört bir yanı ayağa kalktı. Kalkmalıydı da. Özellikle son 10 yıldır yaşadığımız diktatöryal bir yönetim anlayışı, Başbakanın tek adam olma yolunda attığı marjinal adımlar toplumda büyük oranda rahatsızlık yarattı. Gezi Parkı olayları bizlere bu rahatsızlığın toplumun her katmanında hissedildiğini gösterdi. Bir önceki sorunuzla paralel olarak, kimileri “ne içeceğime karışamazsın”, kimileri “kaç çocuk yapacağıma ben karar veririm” kimileri de “yaşanılan adaletsizlik ve hukuksuzluğa” karşı demokratik tepkilerini göstermek için Gezi Parkı protestolarına katıldılar. Nereye gidiyoruz? Derken; insanların bu demokratik tepkisiyle daha yaşanılabilir bir geleceğe doğru gittiğimizi düşünüyorum.

Gezi Parkı ile ilgili referanduma gidelim deniliyor. Sizce bu bir aldatmaca olabilir mi?

Kaftancıoğlu:
Gezi Parkı olayları ilk ortaya çıktığında hatta çıkmadan önce hatırlarsanız Başbakan Erdoğan Gezi Parkına Topçu Kışlası ve AVM yapacağım demişti. İnsanların haklı tepkisi ortaya çıkınca, mevcut tepkiyi azaltnmak için ortaya atılmış bir kandırmacadır referandum fikri. Dünyanın hiçbir yerinde yeşil alanlar yok edilip üzerine AVM yapılmaz. İnsanlara yeşil alanları yok edelim mi? Yoksa kalsın mı? Diye sormak akla mantığa uygun değildir. Kaldı ki mahkemenin durdurduğu bir kararı referandum daha doğrusu plebisit yapmak hukuk tanımazlıktır aynı zamanda.

Sağlık Bakanlığı doktorları tehdit ediyor. Bir doktor olarak ne düşünüyorsunuz?

Kaftancıoğlu:Bu konuda söylenecek tek şey; tehdit eden Sağlık Bakanlığına sormak lazım. Deprem sırasında gönüllü hizmet veren doktorlara da soruşturma açmış mıydınız? Ettikleri hipokrat yemini gereği her zaman her yerde sağlık hizmeti veren doktorkarın tehdit edilmesi, hatta gözaltına alınmasının açıklanabilir bir yanı yoktur. Gezi Parkı'nda meslektaşlarım gayretli bir şekilde çalışmışlar ve direnişçi, polis ayrımı yapmadan herkese sağlık hizmeti sunmuşlardır. Sağlık Bakanlığı doktorları tehdit edeceğine o bölgelerde gerekli olan sağlık hizmetini gerek hekim, gerek ambulans olarak kendisi temin edebilseydi keşke. Sağlık Bakanlığının tehditi orada görev yapmış meslektaşlarım ve benim için şeref madalyasıdır.

Bir kaç gün önce Çağlayan Adliyesi'nde avukatlar gözaltına alındı. Bu bir sivil darbenin başlangıcı olabilir mi?


Kaftancıoğlu:
Sadece avukatların gözaltına alınması değil daha önce ki süreçte yaşadığımız bir çok olay sivil diktanın olduğunu hepimize düşündürttü. Yargının ele geçirilmesi, ülke geleceği ile ilgili kararlarda meclisin devre dışı bırakılması gibi örneklerini çoğaltabileceğimiz olaylar zaten bu işlerin öncüsü olmuştu. Üzerine avukatların gözaltına alınması ve devam eden hukuksuzluklar, bu düşüncemizde yanılmadığımızı gösterdi.

Gezi parkını nasıl okumalıyız?

Kaftancıoğlu:Türkiye 2002'de AKP iktidarı ile doruğa ulaşan bir dincileşme süreci içindeydi. Başlangıcını Demokrat Parti iktidarına kadar götürebiliriz. Cumhuriyet kazanımlarının ve batıya yönelimin giderek törpülenmesi özellikle şehirli kitlelerde hoşnutsuzluk yaratmakta idi. Özellikle anayasa referandumundan sonra hükümetin hızla ve kararlılıkla gerici uygulamaları tüm yaşam alanlarını baskı altına alacak biçimde yürürlüğe sokması ve karşı seslere hakaret, iftira ve küçümseme ile yanıt verilmesi toplumsal bir ayrıştırma ve biriken öfkenin kaynağı oldu. Tüm bu potansiyel Gezi Parkı'ndaki ağaçların kesilmesini protesto eden gençlerin gazlanarak ve şiddete başvurarak parktan kovulmaya çalışılması ile deşarj oldu. Gençler başta olmak üzere herkes iktidar karşıtı söylemlerle sokağa döküldü. Ancak bu oldukça apolitik bir tarzda gelişti. Belki avantajı da bu oldu. Kozmopolit bir kitle direnişi sahiplendi. Şaşırtıcı olan direnişçilerin tüm orantısız şiddete karşın gösterdiği dirençtir. Bu derece öfke dolu, yoğun bir muhalefetin parti kanalları ile politik bir muhalefete şimdiye değin evrilmemiş olması ise muhalefet partilerinin eksikliğidir diye okunmalı. İktidar açısından ise toplumu dindar hale getirme çabalarına eskisi kadar pervasızca sürdüremeyeceğini gösterdi. Onlar da yerel, genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi özeleştirilerini muhakkak yapacaklardır. Erdoğan her ne kadar atıp tutarsa tutsun bu güçlü patlama eminim onu da korkutmuş ve ayağını denk almaya sevketmiştir. Öncü kitlenin eğitimli gençlerden oluşması da Türkiye gençliği açısından bir özgüven kazanımı oluşturmuştur.

Son günlerde yapılan anketlerde % 40'a varan kararsız bir seçmen kitlesi var. Bu kitleyi CHP'ye oy vermesi için ikna edecek reel bir projeniz var mı?

Kaftancıoğlu:Bir çok projemiz var. Öncelikli projelerimiz yerel seçimleri kazanmaya yönelik. Biliyoruz ki kazanılacak olan bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi bizi genel seçimlerde iktidara taşıyacak. Bu amacımıza ulaşabilmek için il örgütü olarak İstanbul'a özel projeleri hayata geçirdiğimiz gibi, genel merkezin ülke çapındaki projelerini hayata geçirmeye çabalıyoruz. İstanbul özelinde en büyük projelerimizden biri yakında startını vereceğimiz “Kapı kapı İstanbul Projesi” olacaktır.

Toplumsal Bellek Platformu'nun kurucususunuz. Platform hakkında bilgi verebilir misiniz?

Kaftancıoğlu:Türkiye'nin yakın geçmişi özellikle 1978 – 1980 arası çok önemli politik cinayetlerle lekeli. Yitirdiğimiz bu değerlerin nasıl ve neden öldürüldüklerini unutmamak geleceğe yönelik bakış açımızı netleştirecek. Çok uzun yıllardır Türkiye’nin okuyan, anlayan insanlarının vicdanında kanayan bir yara failleri meçhul bırakılan siyasi cinayetler. Yakınları öldürülen aileler, eli erdiğince yakınlarını unutturmamaya çalışsa da bireysel çaba ve etkinliklerin geniş kitlelere ulaşmadığını düşünüyor ve bir şeyler yapılması gerekliliğini hissediyordum. Aileler ya da meslek örgütleri tarafından gerçekleştirilen anmaların da çoğu zaman alışılageldik bir formaliteyi yerine getirmenin ötesine geçmediğini gözlemliyordum. Bir şeyler yapmalı diye düşündüğümüz bir anda Kaftancıoğlu ailesi olarak, topluca bir anma etkinliğinin anlamlı olacağını düşündük. “Benim Babam Bir Kahramandı” adlı anma etkinliği 21 Haziran 2009’da geniş toplum yankısı yaparak cisimleşti. Düşüncenin özgürce ifade edilebileceği ülke özlemiyle diye yazmıştık afiş ve davetiyelerimize. Babalar günüydü bu tarih. Etkinliğin babalar gününe denk gelmesinde 16 yıldır babalar gününde çocuklarına belli etmese de biraz mahzunlaştığına tanık olduğum Ali Naki’nin payı var sanırım. “Babalarının ellerini erken bırakmak zorunda kalmış çocuklar” diye başlamıştım konuşmama. Ama bu anne, kardeş ve eş kaybını da içine alıyordu aslında. Yalnızca günün anlamına göre kullanılmış simgesel bir isimdi.

Etkinlik sonrası sürdürdüğümüz görüşmelerde, ruhlarımızın ve akıllarımızın ne kadar çok birbirine benzediğini sevinç ve gururla gördük. Bir aile olduğumuzu hissettik. Aileye her geçen gün yeni bireyler eklendi ve üzülerek gördük ne kadar geniş bir aile olduğumuzu. Bu isimleri gelecek kuşaklara doğru taşımayı hedefleyip toplumsal belleğimizi diri tutma adına birlikte neler yapılabileceğimizi konuştuk. Bu konuşmalar sırasında tüm ailelerin geçmişte yaşadıkları ve karşılaştıkları hukuksuzluğun birbirinin neredeyse aynısı olduğuna tanık olduk. Adalet arayışımız, bu cinayetlerin ardındaki karanlık ve örgütlü güçlerin açığa çıkarılması için ortak bir çabaya dönüştü. Arkamızda hissettiğimiz halk ve medya desteğinin bizlere yüklediği çağın sorumluluğu ile 6 Eylül 2009 tarihinde Toplumsal Bellek Platformu çatısı altında birleştik.


Toplumsalses /Ali Avcu

Yorum Gönder

@name x

Toplam Yorum Sayısı 1

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

infaz 1 yıl önce yorumlandı

canan hanım hastanede genel koordinatörüm diyorsunuz.neden bağcılar yüzyıl hastanesinin sahibiyim diyemiyorsunuz..

0 Kişi beğendi.